Şok! Acun’a hücummm!

Yazan: dogrutahmin 27 Aralık 2009 Pazar  
Kategori: Eğitim & Sağlık & Kültür Sanat

“Yetenek Sizsiniz Türkiye” yarışmasının Erzurum’daki çekimleri mitingi aratmadı.

Ekranın dahi çocuğu Acun Ilıcalı’nın hem sunuculuğunu yaptığı, hem de Hülya Avşar ve Ali Taran ile birlikte jüri koltuğunda oturduğu “Yetenek Sizsiniz Türkiye” yarışmasının Erzurum elemeleri siyasi mitingleri aratmadı. Atatürk Üniversitesi’nin 1000 kişilik salonunda yapılan çekimi binlerce kişi izlemek isteyince izdiham yaşandı. Çıkan kargaşada kültür merkezi salonunun camları kırıldı, özel güvenlik görevlileri kalabalığı kontrol etmekte güçlük çekti. Gençler Acun Ilıcalı, Hülya Avşar ve Ali Taran ile fotoğraf çektirmek için adeta yarıştı.

Ergenlikte Dikkat Eksikliği ve Bozukluğu

Yazan: dogrutahmin 27 Aralık 2009 Pazar  
Kategori: Eğitim & Sağlık & Kültür Sanat

PEDAM ÇOCUK VE ERGEN PSİKİYATRİSİ UZMANI ÖZTÜRK: -”DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU OLAN ERGENLERDE, DERS DİNLEYEMEMELERİ, ÖDEV YAPMA SORUNLARI VE SORUMLULUK ALMAMALARI NEDENİYLE AKADEMİK BAŞARILARINDA BELİRGİN DÜŞÜŞ GÖZLENİYOR”

Psikiyatrik Eğitim Danışma Araştırma ve Tedavi Merkezi (PEDAM) Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan ergenlerde, ders dinleyememeleri, ödev yapma sorunları ve sorumluluk almamaları nedeniyle akademik başarılarında belirgin düşüş gözlendiğini bildirdi.
Öztürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, DEHB’nun, ”Aşırı hareketlilik, dikkat sorunları, sonunu düşünmeden eyleme geçme ve kendini kontrol edememeyle belirgin olan gelişimsel bir bozukluk” olduğuna dikkati çekerek, dikkat eksikliği bozukluğunda özellikle dikkat süresi ve kalitesiyle ilgili sorunların ön planda olduğunu söyledi.
Hiperaktivite belirtilerinin hemen dikkat çektiğini ve erken dönemde ele alındığını, ancak dikkat eksikliğinin akademik alanda sorun olarak kendini gösterdiği için gözden kaçabildiğini ifade eden Öztürk, dikkat eksikliği bozukluğu belirtilerinin, aileler ya da eğitimcilerce ”tembellik, dersleri sevmeme, sorumsuzluk, yanlış tanımlamalar” nedeniyle anlaşılmasının engellendiğini dile getirdi.
Öztürk, dikkat eksikliğinin, çocuğun dikkat süresinin yaşına göre az olması ve özellikle ”okuma, yazma, matematik gibi akademik alanlarda dikkatinin kolay ve çabuk dağılması” anlamına geldiğini de kaydederek, bu tür çocukların ödev yapmayı sevmediklerini, ders çalışırken sürekli yanlarında birini istediklerini, üstlerine aldıkları işi bitirmekte zorlandıklarını veya bir işi bitirmeden başka bir işe geçebildiklerini anlattı.
Dikkat eksikliği olan çocukların dersleri dinleyemediklerini, sıkılmaları nedeniyle de konuşma, arkadaşlarına laf atma gibi davranışlar sergileyebildiklerini vurgulayan Öztürk, bu çocukların sabırsızlıkları ve çabuk sıkılmaları, sorulan soruları yanlış okumaları nedeniyle sınavlarda başarısız olabildiklerini de kaydetti.
Öztürk, dikkat eksikliği olan çocukların çabuk sıkıldıkları için derslerle ilgilenmediklerine ve unutkanlıklarının var olduğuna da dikkati çekerek, dalgınlık ve hayal kurmanın da bu bozukluğun önemli belirtileri arasında yer aldığını dile getirdi.
Hayal dünyası çok geniş olan bu çocukların yaratıcı becerilerinin oldukça fazla olduğuna da vurgu yapan Öztürk, dikkat eksikliği olan çocukların test sınavlarında klasik sınavlara göre daha başarılı olabildiklerini de söyledi.
Öztürk, bu çocukların sınav performanslarının düşük olduğu, var olan bilgi ve kapasitelerini sınavlara yansıtamadıkları için öz güven sorunu yaşadıklarını ve ders çalışmaya karşı da isteksiz olduklarının altını çizdi.

-ERGENLİK DÖNEMİ VE DİKKAT EKSİKLİĞİ-

”Ergenlik döneminde DEHB’nun hiperaktivite belirtilerinde genellikle azalma gözlenirken, dikkat eksikliği belirtileri daha ön plana çıkar” diyen Öztürk, ergenlik döneminin etkileri ve DEHB’ye bağlı sorunlar nedeniyle ergenlerin aileleriyle de sık sık sorunlar yaşadıklarını kaydetti.
Öztürk, ”DEHB olan ergenlerde, ders dinleyememeleri, ödev yapma sorunları ve sorumluluk almamaları nedeniyle akademik başarılarında belirgin düşüş gözleniyor” diyerek, dikkat eksikliği bozukluğu olan ergenlerde sabah uyanmakta güçlük, ders dinlerken ve ders çalışırken uykulu olma halinin de gözlemlendiğini bildirdi.
Derslerine ilgisiz, yaşına uygun sorumluluk almayan, dağınık, unutkan ve yaşından daha küçük davranan bir ergenin ailesiyle de sürekli çatışma halinde olduğunu anlatan Öztürk, bu durumdaki ergenlerin arkadaşlarıyla da sorunlar yaşayabildiğini, kendisini sosyal çevreden izole ederek içine kapanabildiğini, farklı sosyal çevrelere kayarak da kendini var etmeye çalışabildiğini anlattı.
Dikkat eksikliği bozukluğunun zeka seviyesiyle ilgisinin bulunmadığına da işaret eden Öztürk, ancak dikkat eksikliği nedeniyle öğrenmede güçlükler yaşanabildiğini söyledi.
DEHB’nun teşhisinin klinik görüşmeyle konulduğuna da işaret eden Öztürk, erken tanı ve tedavi sayesinde bu çocuk ve ergenlerin akademik altyapılarının eksik olmasının engellenebileceğini ve özgüven kazanmalarının sağlanabileceğini sözlerine ekledi.

Aynı Kulakta 6 Dakikadan Fazla Konuşmayın

Yazan: dogrutahmin 27 Aralık 2009 Pazar  
Kategori: Eğitim & Sağlık & Kültür Sanat

CEP TELEFONUYLA AYNI KULAKTA 6 DAKİKADAN FAZLA KONUŞULMASI ÇEŞİTLİ SAĞLIK SORUNLARINA NEDEN OLABİLİYOR -KTÜ TIP FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ DOÇ. DR. TOPBAŞ: -”AYNI KULAKLA 6 DAKİKAYI GEÇEN KONUŞMALARDA KULAK ÇEVRESİNDE ISI ARTAR. BU DA BAŞ AĞRISI, SİNİRLİLİK, UYKUSUZLUK, DİKKAT EKSİKLİKLERİ, HÜCRELERDE YAPISAL DEĞİŞİKLİKLERE NEDEN OLABİLİR”

Cep telefonuyla aynı kulakta 6 dakikadan fazla konuşulmasının çeşitli sağlık sorunlarına neden olabileceğini belirtiyor.
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Topbaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, cep telefonlarının çok kısa bir zaman içerisinde hem yaygınlaştığını hem de teknolojisinde hızlı değişim görüldüğünü belirterek, bu durumun ‘’sağlık sorunlarına neden olup olmadığı” yönündeki tartışmaları da beraberinde getirdiğini söyledi.
Türkiye’de 3. nesil olarak adlandırılan 3G teknolojisine, dünyanın bazı ülkelerinde de 4G teknolojisine geçildiğini ifade eden Topbaş, ”Böylece veri iletimi ve çeşitlilikte artış yaşandı. Ses, mesaj, görüntülü mesaj, hızlı internet bağlantısı, görüntülü konuşabilme, hatta televizyon yayınlarının izlenebilmesine olanak sağlandı. Tartışma da bu yönde alevlendi. Çünkü bu kadar çok verinin aktarılabilmesi için hem baz istasyonlarının nitelikleri hem de sayısında artış olacağı, bununla birlikte bu sistemi oluşturan non-iyonize radyasyonun ve elektriksel alan şiddetlerinin de artışının söz konusu olabileceği konuşulmaya başlandı” dedi.
Topbaş, bu konuda araştırmaların devam etmekle birlikte, cep telefonunun bazı sağlık sorunlarına neden olabileceği yönünde kanıtlar bulunduğunu anlatarak, ”Ancak non-iyonize radyasyonun cep telefonlarıyla ilgili etkilerinin olup olmadığını göstermek için biraz zamana ihtiyaç vardır” diye konuştu.
Cep telefonlarıyla konuşurken birkaç ayrıntının olası sağlığa zararlı etkileri bertaraf edebileceğini dile getiren Topbaş, şöyle devam etti:
”Cep telefonlarının özellikle aynı kulağa dayalı olarak 6 dakikanın üzerinde kullanılmasının riski vardır. Aynı kulakla 6 dakikayı geçen konuşmalarda kulak çevresinde ısı artar. Bu artış yaklaşık 1 santigrat derece olur. Isı artışıyla birlikte etkilediği bölgelerdeki hücrelerde yapısal değişimler yaşanabilir. Bunlar her ne kadar vücuttan bertaraf edilebilse de bertaraf edilemeyecek sorunlar ortaya çıkabilir. Bu da baş ağrısı, sinirlilik, uykusuzluk, dikkat eksiklikleri, hücrelerde yapısal değişikliklere neden olabilir. Bu yönde araştırmalar devam etmektedir ancak ısı artışına neden olduğu kanıtlanmıştır. Bu nedenle aynı kulağa cep telefonunu dayayarak, 6 dakikadan fazla konuşulmaması gerekir.”

-”KABLOLU KULAKLIK KULLANIN”-

Topbaş, telefonun özelliğine veya teknolojik gelişmelere bağlı olarak bu sürenin de kısalabileceğine dikkati çekerek, ”Cep telefonun cihazlarının mutlaka kablolu kulaklıkla kullanılması gerekmektedir” dedi.
İletişim teknolojilerinde tüketimin sınırsız olmasının, insanları ayrıca sosyal yaşamdan uzaklaştırarak marifeti büyük ancak ekranı küçük bir dünyaya insanları hapsettiğini savunan Topbaş, ”Bunlar, sosyal ilişkilerimizi de etkileyebilir. O nedenle iletişim teknolojilerinin ‘gerek oldukça’ kullanılması her yönden daha olumlu sonuçlar doğuracaktır” diye konuştu.

Süper hızlı lazerlerle enerji tasarrufu

Yazan: dogrutahmin 27 Aralık 2009 Pazar  
Kategori: İnternet & Teknoloji

Lazerli ekonomik ampuller geliyor…

Rochester Üniversitesi’ndeki araştırmacılara göre süper güçlü bir lazer sıradan akkor ampulleri çok daha ekonomik hale getirecek. Bu yeni teknoloji 60 watt’tan daha az elektrikle 100 watt’lık bir parlaklık elde ederek, insan gözüne fluoresan lambaların yaydığı ışıktan çok daha uygun bir ışığı, daha ucuza elde etmemizi sağlayacak.

Lazer teknolojisi, normal bir tungsten ampul telinin yüzeyinde bir dizi nano ve mikro ölçekte yapılar oluşturuyor ve bu yapılar tungstenin daha etkin bir biçimde ışık yaymasını sağlıyor. Rochester Üniversitesi’nden Doç. Dr. Chunkei Guo “Süper hızlı lazerlerin metalleri nasıl değiştirdiğini zaten araştırıyorduk ve aynı lazeri bir ampuldeki tele tuttuğumuzda ne olacağını merak ettik” diyor ve ekliyor: “Ampulü yaktığımızda, telin sadece lazeri uyguladığımız kısmının daha parlak olduğunu gördük, üstelik ampulün enerji tüketiminde de bir değişiklik olmadı.”

Süper ampul teli yapmanın sırrı, tele femtosaniye (1/10-15 saniye, yani 32 milyon yıla kıyasla 1 saniye neyse, bir saniyeye kıyasla bir femtosaniye de o kadardır) lazer atımı denilen, çok kısa süreli ve çok yoğun ışın demetleri gönderilmesinde yatıyor. Bu lazer ışını sadece 1 saniyenin birkaç katrilyonda
biri kadar bir süre tele tutuluyor. Bu kısa parlama sırasında, Kuzey Amerika kıtasının toplam enerjisi kadar bir enerji, topluiğne başı kadar bir noktaya boşaltılmış oluyor. Bu yoğun enerji boşaltımı, metalin yüzeyinde ışığın telden yayılma etkinliğini çok büyük ölçüder artıran nano ve mikro yapıların oluşmasına neden oluyor.

Guo ve asistanı Anatoliy Vorobyev, 2006 yılında benzeri bir lazer teknolojisini her türlü metali siyahlaştırmak için kullanmışlardı. Bu işlem sonucunda metalin yüzeyinde oluşan yapıların, yüzeye gelen ışınımı, örneğin ışığı, yakalamada çok etkin olduğunu gözlemlediler.

Doğada, bir malzemenin aldığı ve yansıttığı ışık oranıyla ilgili olarak “daha çok soğuran, daha çok yansıtır” gibi ilginç bir yasa olmasından yola çıkan Guo ve Vorobyev, siyahlaştırılmış ampul telinin de daha çok ışık soğuracağı ve daha çok ışık yayacağı sonucuna varmış.

Guo, bu denemenin başarılı olacağını teorik olarak bildiklerini, ama lambayı açtıklarında lazer ışığını tuttukları bölgeden yayılan ışığın parlaklığı karşısında çok şaşırdıklarını ifade ediyor. Guo’nun ortaya koyduğu bu yöntemle ampulün parlaklığının artırılmasının yanı sıra ışığın rengini de ayarlamak mümkün. Guo’nun araştırma grubu 2008 yılında, benzeri bir yöntem kullanarak, neredeyse her tür metalin rengini siyahın yanı sıra maviye, altın rengine ve griye çevirmeyi başarmıştı. Guo ve Vorobyev, nanoyapıların büyüklüğünü ve şeklini -yani bu yapıların hangi renkte ışık soğuracağını ve yayacağını- kontrol edebildikleri için, tungsten ampul telinin de ışığın hangi dalga boyunu yansıtacağına karar verebiliyorlar. Guo henüz, örneğin sadece mavi ışık yayan basit bir ampul yapamamış olsa da, yayılan bütün ışık tayfını değiştirip normalde sarımtırak ışık veren tungstenin beyaz ışık vermesini sağlayabiliyor.

Guo’nun araştırma grubu, kısmen polarize ışık yayabilen bir ampul teli de geliştirmeyi başarmış. Bugüne kadar enerji kaybına neden özel filtreler kullanılmadan polarize ışık elde edilmesi mümkün değildi. Birbirine çok yakın, paralel sıralar halinde tasarlanan nanoyapılar sayesinde ise ampul telinden
yayılan ışık kısmen polarize oluyor.

Araştırma grubu şu sıralar sıradan bir ampulün başka hangi özelliklerini kontrol edebileceklerini araştırıyor. İşin iyi tarafıysa, femtosaniye lazerler son derece yoğun ışık üretmelerine rağmen, doğrudan duvardaki elektrik prizi kullanılarak çalıştırılabiliyor; dolayısıyla da süreç biraz daha geliştirildiğinde, kullanımları kolaylaşıp yaygınlaşacak.

Renkler Kişisel Dünyamızı Nasıl Etkiliyor?

Yazan: dogrutahmin 27 Aralık 2009 Pazar  
Kategori: Eğitim & Sağlık & Kültür Sanat

Her gün farklı duygular içerisinde güne başlar ve gün içerisinde farklı hisler yaşarız bazen çok neşeli bazen de huzursuz oluruz. Dr. Mehmet Yavuz psikolojimizde değişkenlik gösteren pozitif veya negatif etkilerin kullandığımız renklerle ilgili olabileceğini açıklıyor.

Renklerle ilgili araştırmalar, renklerin insan psikolojisinde büyük etkiler yarattığını ve çoğu insanında bundan etkilendiğini açıklar. Dr.Mehmet Yavuz bu konuyu ayrıntılarıyla açıklığa kavuşturuyor; “Kanada’da yapılan bir arastırmada ögrencilerin basarı grafiklerinin basit renk degisimleri ile yükseltilebilecegi gösterilmistir. Aynı arastırma da davranış bozukluğu gösteren bazı öğrencilerin, sınıfların farklı renklere boyanması ile düzelme gösterdikleri belirlenmiştir.”dedi.

Reem Nöroloji Merkezi Kurucusu Dr.Mehmet Yavuz, bireylerin renkleri algılamasını tıbben de açıklıyor; “Aslında gözümüze gelen görüntü iki çesit görme hücresi aracılığı ile taranır. Silindir şeklinde olanlar ışığı, koni şeklinde olanlar ise rengi algılar. Gözümüzde 7 milyon konik ve 100 milyon kadar silindirik hücre vardır. Renge duyarlı konik hücreler ağ tabakasının ortasında ışığa duyarlı silindirik hücreler ise kenarında daha yoğundur. Görme merkezleri, her iki beyinin arka bölümlerinde yer alır. Renkler önce bu oksipital loblardaki merkezlerde analiz edilir. Sonra karmaşik bir işlemle derin beyin yapılarındaki imbik merkezlerle iletişim başlar.

İş görüşmelerinde Mavi, huzur için Yeşil…

Her bir rengin kendine özgü anlamlar taşıdığını ifade eden Yavuz, Ateş kırmızısı, kişi üzerinde gerilim uyandırırken, yeşil renginin rahatlatıcı bir özelliği olduğunu kullanıldığı alanlarda kişilerin huzur bulabileceğini, ifade ediyor. Mavi renginin olumsuz etkilerinin olabileceğini aynı zamanda güven verici bir etkisi olmasından dolayı iş görüşmelerinde bu rengin etkili olabileceğini söylüyor.

Dr. Mehmet Yavuz’a göre; pembe olumsuz etkiyi alarak, rahatlama hissi uyandırırken, kırmızı sevgi duygularını güçlendiriyor.

Özgürlüğün rengi Sarı, saflığın rengi Beyaz…

Sarı renk kullananlar, agresif tavırlar sergilerken, aynı zamanda özgürlüğüne düşkün olanlar da yine bu rengi tercih ediyor. Dr. Yavuz, sarı renginin insanı huzursuz eden etkisinden dolayı evlerde ve dekorasyonda kesinlikle kullanılmaması gerektiğini belirtiyor.

Beyazın saf ve temiz etkisinin yanında Siyah renginin güven ve sadakati sembolize ettiğini söyleyen Dr. Mehmet Yavuz; “Mor renk lüks hayatın ve asaletin rengidir. Mor ile birlikte kahverengi de pozitif etkisi sebebiyle tercih edilmelidir. Özellikle kıyafetlerindeki renk seçimine dikkat eden kişilere bereket ve güvenin simgesi kahverengi ile bayanları her zaman asil gösteren mor rengi tavsiye ediyorum” açıklamasında bulundu.

Renklerin insan davranışını, yönelimlerini ve psikolojisini önemli ölçüde etkilediğinin kesinleştiğini açıklayan Dr. Mehmet Yavuz renkleri doğru kullanımının daha mutlu, daha eğlenceli ve daha neşeli günler yaşatmasının kaçınılmaz oluğunu belirtiyor.

Dr. Mehmet Yavuz
Nöroloji Uzmanı

Recep İvedik 3 Fragmanı İzle

Yazan: dogrutahmin 27 Aralık 2009 Pazar  
Kategori: Müzik & Video & Dizi Fragmanları

Recep İvedik 3

Veganizm

Yazan: dogrutahmin 18 Aralık 2009 Cuma  
Kategori: Eğitim & Sağlık & Kültür Sanat

Çocuğunuz süt ve süt ürünlerini de reddediyorsa, işiniz biraz daha zordur. Vegan vejetaryen beslenme tarzına sahip çocuklarda görülen en önemli sorun kalsiyum, D ve B12 vitaminlerinin eksikliğidir.
Aşırı vejetaryen beslenme tarzında B12 vitamini eksikliğini telafi edecek gıdalar yer almamaktadır. B12 vitamini özellikle de hayvani ürünlerde bulunmaktadır. Bira mayası ve soya sütünde de B12 bulunur. Et ve et ürünlerini tercih etmeyen insanlar B12 ihtiyacını soya sütünden, bira mayasından, fermante edilmiş soya fasulyesinin arpa veya pirinç gibi tahıllar ile karıştırılması sonucu hazırlanan “miso” adlı yiyecekten ve soya fasulyesi dışında bazı tahılları içeren ve küflendirildikten sonra ufak parçalar haline getirilerek tüketilen “tempeh” adlı yemekten elde ede­bilir. Et ve et ürünleri ile beslenmeyen insanların mutlaka B12 takviyesi alması gerekmektedir. Bazı uzmanlar vejetaryen çocukların vitamin takviyesine ek olarak soya sütü içmesi gerektiğini söylemektedir.
Kalsiyum, süt ürünleri dışındaki ürünlerde de bulunur.

Vejetaryen çocuklar düzenli olarak kalsiyum içeren besinlerle beslenmelidir. Brokoli, soya fasulyesi, badem, tofu, soya sütü (soya yoğurdu ya da soya peyniri), kuru meyveler, koyu yeşil renkli sebzeler de vejetaryen çocukların menüsünde muhakkak bulunması gereken yiyeceklerdendir. Soyalı ürünleri aşırı miktarda tüketmemenizi tavsiye ederiz.
D vitamini güneşten elde edilen bir vitamin türüdür. Çocuğunuzun, kendisine zarar vermeyecek şekilde güneşlenmesini sağlayın. Kış aylarında ise D vitamini içeren vitamin kombinasyonu hapları kullanın.

Taze gıdalar

Yazan: dogrutahmin 18 Aralık 2009 Cuma  
Kategori: Eğitim & Sağlık & Kültür Sanat

Taze gıdalar her zaman güvenle kullanabileceğiniz en sağlıklı gıda çeşitlerindendir. Bu nedenle donmuş gıdaları tercih etmeyin. Alışverişinizi süpermarketten yapıyorsanız, aldığınız gıdaların taze olmasına özen gösterin. Bazı gıda maddeleri bir şehirden başka bir şehire ya da bir ülkeden başka bir ülkeye getirilirken, uzun bir süre nakliyat kamyonunun arkasında bekler. Meyve ve sebze gibi gıda maddeleri nakliyat sırasında uzun bir süre depoda bekletilirse, eski besin değerini kaybeder. Süpermarketten alacağınız olgunlaşmamış, taze meyve ve sebzeleri güneş ışığı gören pencerenizin kenarında bekleterek olgunlaşmasını sağlayabilirsiniz. Bu şekilde yediğiniz meyve ve sebzenin tazeliğinden de emin olmuş olursunuz.

Özellikle organik meyve ve sebze satan manavları tercih edin. Manavlarda satılan meyve sebzeler süpermarketlerde satılanlara oranla daha taze kalır. Organik .meyve ve sebze üreten bazı firmalar “kapıya teslim” hizmeti de sunmaktadır. Çok yoğun çalışan biri iseniz, kapınıza kadar tazecik gelen ve dalından yeni kopmuş meyve ve sebzelere neden hayır diyesiniz ki?

Yiyeceklerin besin değerini korumak için…
Dalından hemen koptuktan sonra dondurulan meyve sebzeler tazeliğini korur. Dondurulan yiyecekler besin değerini daha uzun bir süre koruyabilir. Hazırladığınız yiyeceği birkaç gün sonra yemeyi planlıyorsanız, buzluğunuza koyabilirsiniz. Ancak bazı meyve sebzelerin dokusu dondurul­duktan sonra değişmektedir. Bu nedenle dondurduğunuz bazı sebze ve meyvelerin dalından yeni kopan sebze ve meyvelerle aynı görüntüde olmasını beklemeyin.
■ Konserve meyve ve sebzelerin besin değeri azalmaktadır. Su, meyve suyu ya da şurup içinde bekletilen meyveler de besin değerini büyük ölçüde yitirir.

Konserve somon ve ton balığı gibi balıklar besin değerini yitirmektedir. Balığın içerdiği temel yağ asitleri konserveleme işlemi sırasında özelliğini yitirmektedir. Yağ ve tuzlu su yerine saf su kullanılarak konservelenen balıkların besin değeri daha yüksektir.
■ Organik sebze ve meyvelerin kabuklarını da yemeyi ihmal etmeyin. Meyve ve sebzelerin besin değerleri kabuklarında saklıdır. Organik olmayan meyve ve sebzelerin kabuklarını özenle yıkayın. Bazı uzmanlar organik olmayan meyve ve sebzelerin kabuklarının mutlaka soyulması gerektiğini ileri sürmektedir. Portakal ve mandalina gibi meyvelerin kabuklarını bol su ile yıkayın. Portakal ve mandalina gibi meyvelerin kabuklarında bulunan toksik maddeler, kabuk soyma işlemi esnasında meyvelerin içine işleyebilir. Bu nedenle meyveyi yıkadıktan sonra ellerinizi tekrar yıkayın ve meyveyi soymaya başlayın.
■ Meyve ve sebzeleri, yemeden birkaç dakika önce yıkayın ve soyun. Meyve ve sebzeleri sofraya oturmadan 2-3 saat önce yıkar, soyarsanız besin değerinin bir kısmını yitirmiş olursunuz.

Özet olarak

Gerekli görürseniz, hayat tarzınızda ve beslenme tarzınızda değişiklikler yapabilirsiniz. Sağlıklı beslenmek için atacağınız her adım çocuğunuzun ileriki hayatını olumlu yönde etkileyecektir. Bu bölümde kullanılan anahtar kelime “denge”dir. Dengeli beslenme sağlıklı bir çocuk yetiştirmenin ön şartıdır. Seçeceğiniz sağlıklı gıda maddeleri ve rafine olmayan, kimyasal işlemlere maruz kalmayan her türlü taze yiyecek ve içecek çocuğunuzun modern hayatın gereksinimlerine daha kolay ayak uydurmasını sağlayacaktır. 21. Yüzyılın en büyük sorunu fast-food türü gıdalar, abur cubur ve işlemden geçirilen yiyeceklerle beslenmedir. Modern yaşamın gerektirdiği hayat tarzından elinizi eteğinizi çekmeniz gerektiğini söylemiyoruz. Hayatınızı daha sağlıklı bir hale getirmenin yollarını aramalısınız. Modern hayat birçok işimizi kolaylaştırmaktadır, ancak sağlığımızı bozan unsurların birçoğu da modern hayatın bizlere empoze ettiği hayat tarzının sonucunda ortaya çıkmaktadır. Çocuğunuz ne kadar sağlıklı beslenirse, vücudu o kadar iyi çalışır ve modern hayatın koşullarına o kadar fazla uyum sağlar. Çocuğunuzun sağlıklı beslenmesi konusunda %80 oranında başarı kazandıysanız, geriye kalan %20′lik başarısızlık (bazı durumlarda tüketilen fast-food türü gıdalar) çocuğunuzun sağlığını olumsuz yönde etkilemeyecektir. Sağlıklı beslenen bir çocuk daha kolay konsantre olur, daha çabuk büyür, hastalıklara karşı daha çok direnç kazanır. Bu sayede de parlak bir geleceğe sahip olur.

Nokia yeni modelini tanıttı

Yazan: dogrutahmin 18 Aralık 2009 Cuma  
Kategori: İnternet & Teknoloji

Nokia Türkiye Genel Müdürü Conor Pierce, E72 modelini tanıttı.

‘Mesajlaşma’ için özel tasarlanan Nokia E72 1.099 TL’ye satılacak.

Nokia’nın E72 modeli ve artık anında mesajlaşmayı sağlayan Nokia Mesajlaşma Servisi tanıtıldı. Nokia E72 Aralık sonundan itibaren 1.099 TL fiyattan satışa sunulacak.

İş ve kişisel mesajlaşma için özel olarak tasarlanan ve mesajlaşma konusunda birçok yeni işlevi beraberinde getiren yeni Nokia E72 ve artık e-postanın yanı sıra anında mesajlaşma çözümünü de içeren Nokia Mesajlaşma Servisi tanıtıldı. Nokia E72 Aralık sonundan itibaren 1.099 TL fiyattan satışa sunulacak.

1 milyon kullanıcı

E-posta ve anında mesajlaşma çözümlerini Nokia cihazlarıyla mobil hale getiren Nokia Mesajlaşma servisi kullanıcılar için pek çok Nokia cihazı üzerinden Yahoo! Mail ve Yahoo! Messenger, Windows Live Hotmail, Gmail ve Google Talk, AOL Mail ve Ovi Chat gibi e-posta ve anında mesajlaşma hesaplarına erişim sağlıyor. Kullanıcılar Nokia Mesajlaşma servisi ile 10 adet kişisel e-posta hesabını ve bir adet kurumsal e-posta hesabını Nokia mobil cihazlardan takip edebiliyor, masaüstü bilgisayarlardan sohbet edermiş gibi gerçek zamanlı olarak birçok toplulukta bulunan arkadaşlarına, iş arkadaşlarına anında yanıt verebiliyorlar.

Nokia Türkiye Genel Müdürü Conor Pierce, “Nokia Mesajlaşma servisi en sık kullanılan e-posta ve anında mesajlaşma topluluklarını mobilleştiren bir e-posta ve anında mesajlaşma çözümüdür. 50’den fazla ülkede 1 milyonu aşkın kişinin kullandığı Nokia Mesajlaşma servisi e-posta ve anında mesajlaşmayı ana ekranda kullanıma hazır hale getiriyor. Yeni ürünümüz Nokia E72 ise e-postanın yanı sıra anında mesajlaşma olanağı da sağlayan Nokia Mesajlaşma servisini sunan ilk Nokia cihazı olarak dikkat çekiyor. Vatanın haberine göre, Nokia E72 kullanıcılara istedikleri anda, istedikleri yerde, istedikleri şekilde iletişim kurma ve daha hızlı yanıt verme olanağı sunuyor” dedi.

30 modelde var

Nokia Türkiye Servis ve Çözümler Müdürü Salih Özkan ise şunları söyledi: “30’dan fazla Nokia modelinde desteklenen Nokia Mesajlaşma çözümü artık e-postanın yanı sıra anında mesajlaşma çözümü de sunuyor. Aynı zamanda en popüler e-posta hesaplarıyla birlikte Ovi Mail hesaplarına da erişim sağlanıyor.”

Internet Explorer’a büyük darbe

Yazan: dogrutahmin 18 Aralık 2009 Cuma  
Kategori: İnternet & Teknoloji

Microsoft, kullanıcılara 12 internet tarayıcı arasından seçim şansı verecek.

Avrupa Birliği, Microsoft’un rakip internet tarayıcılara işletim sisteminde yer verme sözünü kabul etti ve uzun süredir devam eden anti-tekel davası böylece sonlandı. Artık bundan böyle Microsoft’un işletim sistemlerinden birini bilgisayarına kurmak isteyen kullanıcılar Internet Explorer yerine Firefox, Opera ve Safari gibi alternatif web tarayıcıları bilgisayarlarına kurabilecek.

Rekabet Komisyoneri Neelie Kroes, yaptığı açıklamada milyonlarca Avrupalı tüketicinin internet tarayıcı seçiminden fayda sağlayacağını ve internet şirketlerini inovasyon yaratma konusunda teşvik edeceğini belirtti.

Microsoft, kullanıcılara 12 internet tarayıcı arasından seçim şansı verecek. Bu tarayıcılar arasında Internet Explorer, Mozilla Firefox, Apple Safari ve Google Chrome da yer alıyor. Bu seçim ekranı Mart ortasında devreye girecek.

Microsoft rekabet yasalarını çiğnediği gerekçesiyle 1.68 milyar euro cezaya çarptırılmıştı. Avrupa Birliği, Microsoft’un Windows işletim sistem üzerinde varsayılan internet tarayıcı olarak Internet Explorer’ı sunmasının, haksız rekabet yarattığını iddia etmişti.

Microsoft, bilgisayar üreticilerine Internet Explorer’ı iptal etme ya da rakip bir internet tarayıcı kurulu olarak satma izni verecek. Microsoft’un bu uygulaması, Avrupa Ekonomik Bölgesi’nde 5 yıl boyunca geçerli olacak.

Davanın açılmasının sebebi ise Norveçli internet tarayıcı firması Opera’ydı. Opera’nın teknoloji şefi Hakon Wium “Biz bunun internet için önemli bir zafer olduğunu düşünüyoruz. Avrupa’daki internet kullanıcılarının gerçek bir seçeneği olacak. Çok iyi hissediyoruz, iki yıldır çok çalışıyorduk” dedi. Hürriyet

Sonraki sayfa »